Bir diriliş döngüsüdür bu!

Denemelerim
1

Ademoğlu, insanoğlu; tarihin bile bir ismi yokken bize böyle isim verildi ilkin…
Yasak meyveyi yedikten sonra uğradığımız sürgünü cennet eyleyecek kadar yabancılaştık cennete!

İlk kanı biz döktük yeryüzüne! Kim bilir yırtıcı hayvanlar belki de bizden görmüştür ilk yırtıcılığı…

Zayıftık, kalın derilerimiz sert pençelerimiz hiç olmadı. Dişlerimiz ancak belli şeyleri kesiyordu ve hem doğuştan onlara da sahip değildik.

Üşürüz, acıkırız, korkarız, ürkeriz, severiz. Sadece doğarken değil canımız ve ruhumuz her acı duyduğunda ağlarız.

Uzatmaya ne hacet?

Tufan olur, deprem olur, felaketler helak eder türümüzü ama yine de bir merhametin gölgesinde devam eder neslimiz. Sürekli affedilen mızmız çocukların şımarıklığı üzerimize sinmiştir çoktan!

Bir bitişin son damlalarında hep bir dirilişe mazhar oluruz.

Son erkek ve son kadından yeniden büyürüz ve yeniden büyütürüz tüm kötü yanlarımızı.

Bir diriliş döngüsü ta insanlık tarihinden itibaren çalışmaya başlar.

Kabil kanını döker Habil’in. İlk evlat acısıdır, ilk kardeş katlidir, ilk ağlayan anadır Havva!

Dünya zaten evlatların ölümü ile yıkılır anaların saçlarına…

Tarih durmuştur ama karar verici dön demiştir dünyaya! Döndükçe sırtından yüklerini atar gibi hafifletir acıları zaman… Kanasa da analar için, için kanarlar…

Nuh elini uzatır oğluna “gel bin gemiye” der… Kabil gibi taşlaşmıştır evlat! “dağlara çıkarım bu su beni yutamaz” son sözü olur umudun! Umut Nuh’un umudu…

İbrahim’in dayadığı bıçak acıtmaz İsmail’i… “kûn” dese karar kılıcı zaten olacaktır olan! Sınanacaktır en sevdiği şey üzerinden insanoğlu ve herkesin kalbi İbrahim kadar ihtiyar değildir. Oysa İbrahim’in bahtiyarlığı teslimiyetin büyüklüğüne gizlenmiştir.

Musa’nın kavmi helak olmak için doğmuştur sanki! İflah olmaz aç gözlülüğe kement değil gem vurulmuştur!

Dirilişin tarihi ölümden bile eskidir ve ölümden çok yaşamayacağını kimse iddia edemez.
İsa’nın havari diye bağrına bastığında gizlidir ihanet. Felaketin “İsasızlık” olduğunu kaç çan sesi hatırlatacaktır bilinmez…

Taşlanmıştır Muhammed…(a.s.) “Levlake!” de gizlidir… Tarihin sonuna gelinmiştir ancak bir dua yükselir semaya; “bilmiyorlar” yakarışı kurtarır insanlığı… Bilmemenin işe yaradığı tek tarihi andır belkide…

Diriliş yeniden parıldamıştır…

(devam edecek)
Enes Ali
16.03.2015

blogunuzu uzun yıllar önce takibe başlamıştım o zamanlar biraz daha geniş içeriğiniz vardı ve doğrusu biraz dağınık bir görüntüsü vardı yine de yazılarınızı severek takip ediyordum. şimdi ise hem tasarım açısından hem de yelpazenin biraz daha kısıtlı olması açısından güzel bir blog olmuş. muvaffakiyetler dilerim

1 Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Genel
Semih Kaplanoğlu’nun Buğday’ı

Tokyo film festivalinde Büyük ödül aldıktan sonra daha çok duyulan Semih Kaplanoğlu’nun “Grain” yani Buğday isimli filmini internetten sipariş ettiğim DVD sayesinde izleme şansı yakaladım. Sinemada salon bulamama ve yaygınlaşamama şikayetleri ile de gündem olduğu için ben DVD alıp izlemekte buldum çareyi. Eminim bu film için sinema çok daha iyi …

Genel
Bu dünyadan bir Dalida geçti

Hani müzik zevki karışık yazan kişiler var ya işte onlardan biri olarak bazen opera bazen pop ve bazen arabesk şarkılar dinleyen, etnik müziğe aşık, Farsça, Arapça, Azerice söylenen müziklere aşırı ilgili biriyim, kısacası kulağıma hoş gelen her tür müziği dinlerim, müziğin evrenselliğinin canlı şahidiyim. İşte bu düşünce ile ilkin arabada …

Genel
Yeni bir yaşam biçimi olarak; Yürüyüş

Değerli okuyucu uzun bir sürenin ardından kişisel bir yazıyı ilk defa kaleme alacağım sanırım. Bendeniz halihazırda 100 kilonun üzerinde ve evet kabullenmek istemesem de vücut kitle indeksine bakılırsa obez adayı bir bireyim. Her kilolu bireyin aklının bir köşesinde her zaman kilo verme isteği vardır ama bu isteği her zaman bahanelerimiz …

%d blogcu bunu beğendi: