Bir diriliş döngüsüdür bu!

Bir diriliş döngüsüdür bu!

Ademoğlu, insanoğlu; tarihin bile bir ismi yokken bize böyle isim verildi ilkin…
Yasak meyveyi yedikten sonra uğradığımız sürgünü cennet eyleyecek kadar yabancılaştık cennete!

İlk kanı biz döktük yeryüzüne! Kim bilir yırtıcı hayvanlar belki de bizden görmüştür ilk yırtıcılığı…

Zayıftık, kalın derilerimiz sert pençelerimiz hiç olmadı. Dişlerimiz ancak belli şeyleri kesiyordu ve hem doğuştan onlara da sahip değildik.

Üşürüz, acıkırız, korkarız, ürkeriz, severiz. Sadece doğarken değil canımız ve ruhumuz her acı duyduğunda ağlarız.

Uzatmaya ne hacet?

Tufan olur, deprem olur, felaketler helak eder türümüzü ama yine de bir merhametin gölgesinde devam eder neslimiz. Sürekli affedilen mızmız çocukların şımarıklığı üzerimize sinmiştir çoktan!

Bir bitişin son damlalarında hep bir dirilişe mazhar oluruz.

Son erkek ve son kadından yeniden büyürüz ve yeniden büyütürüz tüm kötü yanlarımızı.

Bir diriliş döngüsü ta insanlık tarihinden itibaren çalışmaya başlar.

Kabil kanını döker Habil’in. İlk evlat acısıdır, ilk kardeş katlidir, ilk ağlayan anadır Havva!

Dünya zaten evlatların ölümü ile yıkılır anaların saçlarına…

Tarih durmuştur ama karar verici dön demiştir dünyaya! Döndükçe sırtından yüklerini atar gibi hafifletir acıları zaman… Kanasa da analar için, için kanarlar…

Nuh elini uzatır oğluna “gel bin gemiye” der… Kabil gibi taşlaşmıştır evlat! “dağlara çıkarım bu su beni yutamaz” son sözü olur umudun! Umut Nuh’un umudu…

İbrahim’in dayadığı bıçak acıtmaz İsmail’i… “kûn” dese karar kılıcı zaten olacaktır olan! Sınanacaktır en sevdiği şey üzerinden insanoğlu ve herkesin kalbi İbrahim kadar ihtiyar değildir. Oysa İbrahim’in bahtiyarlığı teslimiyetin büyüklüğüne gizlenmiştir.

Musa’nın kavmi helak olmak için doğmuştur sanki! İflah olmaz aç gözlülüğe kement değil gem vurulmuştur!

Dirilişin tarihi ölümden bile eskidir ve ölümden çok yaşamayacağını kimse iddia edemez.
İsa’nın havari diye bağrına bastığında gizlidir ihanet. Felaketin “İsasızlık” olduğunu kaç çan sesi hatırlatacaktır bilinmez…

Taşlanmıştır Muhammed…(a.s.) “Levlake!” de gizlidir… Tarihin sonuna gelinmiştir ancak bir dua yükselir semaya; “bilmiyorlar” yakarışı kurtarır insanlığı… Bilmemenin işe yaradığı tek tarihi andır belkide…

Diriliş yeniden parıldamıştır…

(devam edecek)
Enes Ali
16.03.2015

Bir oğlum oldu… İlk babalık duygusu

2 Mayıs 2012

Doğuşun…

Sevgili oğlum;

Sana bu satırları yazarken sen henüz dünyaya gelmemiştin. Şuan hastane koridorunda doğuşunu bekliyorum…

Benim için koridor titriyor heyecandan. Bilmem kaç şiddetinde bir depremi yaşıyordum tek başıma. Karşımda oturan dört kadın var henüz anlamadığım bir sebepten ötürü ağlaşıyorlar redirected here. Biraz sonra öğreniyorum ki babaları ölmek üzere…

Çocuklar doğuyor, babalar gülüyordu…
Çocuklar doğuyor, babalar ölüyordu…

En büyük sosyal tezat buluşmasıydı belki de hastane koridorları… Hele ameliyathane kapıları yok mu!

Sevincin de acının da insanlara has olduğu gerçeğini yüzümüze yüzümüze çarpıyordu…

Mehmedim! Sen doğuyordun…

Bekliyordum…
Bekliyordum…
Bekliyordum…

içimdeki hissi tarif etmem zorlaşıyor çünkü seni görmem yaklaştıkça ne düşüneceğimi dahi bilmiyorum…

Bekledikçe korku da karışıyordu ümide…
Bekledikçe ağlamaklı oluyordu her yanım!

Saniyeler saat oluyor, dakikalar geçmek nedir bilmiyordu!

Doğmaktan vazgeçmiştin sanki…

Aklıma Cemil Meriç’in bir cümlesi geliyordu;

“kitap bitmeden para vermiyordu yayıncı, kitap bitmek bilmiyordu…”

Saat: 17:16

Ve doğuyordun…

Ne hissedeceğimi bilmiyorum hem sesim de kısıldı.

Karşıdaki kadınlar hala ağlıyordu sen ise sessizce gözlerini açmaya çalışıyordun…

Doğumun müjdesi de, ölümün korkusu da aynı koridorda yankılanıyordu…