Bir oğlum oldu… İlk babalık duygusu

2 Mayıs 2012

Doğuşun…

Sevgili oğlum;

Sana bu satırları yazarken sen henüz dünyaya gelmemiştin. Şuan hastane koridorunda doğuşunu bekliyorum…

Benim için koridor titriyor heyecandan. Bilmem kaç şiddetinde bir depremi yaşıyordum tek başıma. Karşımda oturan dört kadın var henüz anlamadığım bir sebepten ötürü ağlaşıyorlar redirected here. Biraz sonra öğreniyorum ki babaları ölmek üzere…

Çocuklar doğuyor, babalar gülüyordu…
Çocuklar doğuyor, babalar ölüyordu…

En büyük sosyal tezat buluşmasıydı belki de hastane koridorları… Hele ameliyathane kapıları yok mu!

Sevincin de acının da insanlara has olduğu gerçeğini yüzümüze yüzümüze çarpıyordu…

Mehmedim! Sen doğuyordun…

Bekliyordum…
Bekliyordum…
Bekliyordum…

içimdeki hissi tarif etmem zorlaşıyor çünkü seni görmem yaklaştıkça ne düşüneceğimi dahi bilmiyorum…

Bekledikçe korku da karışıyordu ümide…
Bekledikçe ağlamaklı oluyordu her yanım!

Saniyeler saat oluyor, dakikalar geçmek nedir bilmiyordu!

Doğmaktan vazgeçmiştin sanki…

Aklıma Cemil Meriç’in bir cümlesi geliyordu;

“kitap bitmeden para vermiyordu yayıncı, kitap bitmek bilmiyordu…”

Saat: 17:16

Ve doğuyordun…

Ne hissedeceğimi bilmiyorum hem sesim de kısıldı.

Karşıdaki kadınlar hala ağlıyordu sen ise sessizce gözlerini açmaya çalışıyordun…

Doğumun müjdesi de, ölümün korkusu da aynı koridorda yankılanıyordu…

Haluk mu Teo mu?

halte

Teonun Teoman olduğunu anlamadıysanız çok yeni model bir kuşaksınızdır.

Ben ortaokuldayken (ki o zaman sınıf arkadaşlarımdan daha büyüktüm) anket modası vardı. Herkesin anket defteri vardı ve standart sorulara tüm sınıf arkadaşları (bazıları sadece sevdiği kişilere yazdırırdı) kendine ayrılmış sayfada cevap yazardı. Güzeldi.

Issız bir adaya düşünce yanımıza alabileceğimiz üç şey ilk belki de o anketlerde doğdu ve fenomen oldu. İstanbul’un taşraya yakın bir semtinin orta halli mahallesindeki okulun öğrencileri arasında en çok merak edilenlerden biri de kuşkusuz başlığa kondurduğum soruydu. (uzun cümle kurma deneyi; başarılı) Haluk Levent mi çok tutuluyordu yoksa Teoman’mı? Neden Safiye Soyman mı yoksa Sibel Can mı diye sorulmazdı bilmiyorum.

Teoman’ın “paramparça” dışında şarkısını duymuşluğum da belki yoktu net hatırlamıyorum. Oysa Haluk Levent çok başkaydı. Kral Çıplak albümü yeni çıkmış ve tüm şarkılarını yalayıp yutmuştum ama ne yaparsın ki ergenliğin kapısındaydım ve kızların neredeyse tamamı “teooo” diye cevap veriyordu. Madem kızlar teo diyordu ben de teo yazmalıydım. Teo yazdım, çoğuna teo yazdım. Erkeklerin defterlerine belki Haluk Levent yazmışımdır ama erkeklerin defteri var mıydı varsa bile böyle bir soru var mıydı hatırlamıyorum.

Sonra yıllar geçti (15 yıl kadar) büyüdüm. Hayatın kızlardan ve kızlara yavşamadan ibaret olmadığını anlayalı da epey zaman oldu. Teoman’ı da Haluk Levent’i de o günden sonra daha dikkatli gözlemledim belki. Teoman sürekli sarhoştu, argo konuşuyordu, magazinlere çok yakalanıyordu, pervasızdı. Haluk Levent ise bilmediğim sebeplerden hep adliyelik oluyor, borcundan bahsediyor, siyasi mesajlar veriyor, bu arada tıpkı Teoman gibi şarkı üretiyordu. İkisi de yaşıyor bakmayın geçmiş zaman ekli yazdığıma öyle yazmak yazıya egzotik bir hava katıyor sadece.

Benim hafızamdan silinmediğine göre bu vak’a önemlidir bence. Unutmamışım ve hatta belki “bense devam yenilmeye aynı çarkı döndürmeye” diyen Haluk abime eşlik ettiğim her an ihanet ettiğimi düşündüğüm için hafızamdan silinmemiş.

Yeniden sorsak acaba ne nasıl bir cevap çıkardı bilmiyorum ama Haluk Levent’in şarkılarını hâlâ çok seviyor ve dinliyorum. Teoman’da bir süre müzaikten uzak durdu ama onun da “bir kar taresi or kor dirimir ucura” şeklinde tekerleme yaptığım şarkısı dahil çok güzel müzikleri olan bir sanatçı.

Hepsi çocuklarım gibi!