İslam dünyası ve ayrılıkçılık

Coğrafyamız bildiğiniz üzere çok çetrefilli, girift ve ilginçtir. Osmanlı yıkılalı beri İslam aleminin bağrındaki hançer daha da yakıcı olmaya başlamış, Müslümanları daha fazla birbirinden uzaklaştırmıştır. Bu hançerin adı bir ülkede mezhepçilik, diğer bir ülkede milliyetçilik bir diğerinde kabilecilik hatta aşiretçilik olarak isimlendirilmiştir. Bir taraftan kendi medeniyetini ve hoşgörüsünü cilalayıp dünyaya pazarlayan Avrupa diğer taraftan İslam aleminin farklılıklarını derinleştirmek için çaba sarf etmiştir.

Örneğin Irak… Orada hüküm süren diktatörü yok etmek, halkı demokrasi mutluluğuna eriştirmek ve kitle imha silahlarını ortadan kaldırmak amacıyla yapılan operasyonların üzerinden 13 yıl geçtiği halde hala sükuna erememiş, mutluluk şöyle dursun asgari insanca yaşamı dahi elde edememiştir. Kah mezhepler kah etnik kimlikler kah radikalize edilmiş ve adına da “din” kondurulmuş terör örgütleri bu coğrafyada insanlığın ebesini belliyor…

“Arap baharı” gibi süslü ve cazip isimlerle adlandırılan devrim görünümlü darbeler belki ülkelerdeki diktatörleri devirmiş görüntüsü vermiştir ancak tüm siyasi boşlukları dolduran sömürgecilerin olduğu bir dünyada yaşanan siyasi istikrarsızlıklar o ülkelerin kaynaklarını emmek isteyen Avrupa için büyük fırsat olmuştur. Her fırsatta hümanist ve demokrat ambalajlarla dünyaya psikolojik üstünlük kurmaya çalışan aynı Avrupa yaşadığı en küçük bir saldırıyı bile yine dünyaya devasa boyutlarda gösterebiliyor. Tasvip ettiğimizden değil ancak insanların inanışlarına saygı göstermeyen ve kutsallarına aklınca hakaret eden bir dergiye¹ yapılan kanlı baskını “dünyanın sonu” gibi lanse eden ve bizim başbakanımız dahil tüm dünya liderlerini kendi safına çeken bir Fransa açık seçik bir şekilde “ya bizdensin ya teröristten” mesajını vermiştir. Dikkat ederseniz cümleye başlarken bile “tasvip etmiyorum” demek zorunda kalıyorum çünkü Müslüman kimliğimle aksini dile getirmediğim müddetçe peşinen tasvip ettiğimi hissettiriyor oysa ne adını anmak istemediğim dergiyi ne de bu entrikaları ne de ne şekilde ve isimde olursa olsun bir terör saldırısını tasvip etmiyorum. Ne dergiden yanayım ne de eylemi yapandan!

Çok daha uzun bir yazı yazabilirim ama zaten meramımı anlatabildim. Kısacası “ey müslüman” bile dememe gerek yok “ey bu topraklarda yaşayan insan” titre ve kendine gel. Mezhepsel farklılıklar, etnik kimlik çeşitliliği esasen Avrupa’nın sahip olmadığı ve olmayacağı bir zenginliktir! Tarih boyunca bu topraklarda bu çeşitlilik büyük bir uyum ve etkileşim içinde yaşamış, hiç bir farklılık “insan” değerinin önüne geçememiştir. Herkes evinde bireydir ama sokakta “toplum” olur. Toplum gibi hareket etmenin yegane şartı tahammüldür. Saygı demiyorum saygı şart değildir ama tahammül şarttır!

Keskin bir dil kullanarak, siyasi görüşlerin zıtlığı sebebi ile düşman olacak bir lüksümüz yoktur. Bu topraklarda böylesi basit kavgaların toplumu ayrıştırmasına izin verilmemelidir.

Enes Ali

Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir