Kuyucaklı Yusuf kitap eleştirisi

Sabahattin Ali‘nin 1937 yılında yazdığı “Kuyucaklı Yusuf”yazarın roman türünde ilk eseri. Milli Eğitim Bakanlığı 100 temel eser listesinde de yer alan bu kitap aynı zamanda realist akımın önemli bir yapıtı.  Birlikte sipariş verdiğim dört kitaptan biri olan Kuyucaklı Yusuf okunacaklar sıralaması yaparken en üste koyduğum kitaptı. İki ayı aşkın bir süre sadece on küsur sayfasını okuduğum bu kitabı nihayet dün gece itibari ile bitirmiş oldum. Nihayet dediğime bakmayın, aslında kitabın neredeyse tamamını dün gündüzden başlayarak aralıklarla gece yarısı bitirmiş oldum.

Kitap hakkındaki görüşlerime gelince;

“Kuyucaklı Yusuf” anlaşılacağı üzere romanın baş kahramanının ismi. Yaşadığı büyük bir felaketle başlayan roman yine yaşadığı belki daha büyük bir felaketle bitiyor. Kahramanımız çok konuşkan olmadığı için (esasen romanın neredeyse bütün kahramanları çok konuşkan değil) diyaloglar olabildiğince az. Bitmek tükenmek bilmeyen betimlemeler hikayeyi beyaz perdeye aktarma açısından çok yararı olacaktır elbette (nitekim Roman, 1985 yılında Feyzi Tuna tarafından aynı adla sinemaya uyarlandı.) ama zaman zaman bu tasvirlerden sıkıldığımı fark ettim. Kitabın akıcılığı ise hikayesinin sağlamlığına bağlı zira bir romanın en temel özelliği “ne olacak” hissi uyandırmasıdır.

Yer yer dil ve yazım sorunları ile karşılaştım. Mesela birkaç yerde “abdest” yerine “aptes”, “Teravih” yerine “teravi” gibi sorunlar var. Bunu da yazarım dini terminolojiye olan yabancılığına bağladım şahsen.

Sabahattin_ali

Sabahattin Ali

Romanın hikayesi daha doğrusu ana fikri bence çok iyi. Yazıldığı döneme de bakılırsa teorisinin çok sağlam olduğunu hissedersiniz. Giriş bölümü yer yer yayvan olsa da sonraki sayfaları sürükleme açısından vasat üstü diyebilirim. Özellikle ana fikrin hikayeye yansımasında kopukluklar olduğunu düşünmekle birlikte, yine de yazarın bu kitabı otuz yaşında yazdığını düşünerek bunu da “tolere edilebilir” buluyorum. Gelişme bölümüne diyecek çok fazla bir şey yok ama yukarıda da zikrettiğim üzere konuşkan kahramanlarımız olmadığı için üçüncü ağızdan anlatımlar burada da bazen can sıkıcı olabiliyor. Esas “bence daha sağlam olabilirdi” dediğim kısım hikayenin “çözüm” yani sonuç bölümü. Yusuf’u on yaşında yaşadığı felaketten daha büyük bir felakete sürükleyen, onun katil olmasını sağlayan olayların sebebi biraz zayıf bir dille anlatılmış, “kötü yola düşmek” kavramının içi boş bırakılmış. Bir manzarayı ve yolu en ince detayına kadar tasvir eden yazar kahramanın katil olma sebebini çok güçlü yansıtamamış düşüncesindeyim. Aşağıda “kurgu” bölümüne verdiğim düşük puan daha çok bu sebepten.

Sonuç olarak sadece 41 yıl yaşamış ve toplam yazdığı üç romanın ilkini 30 yaşında yazmış olan bir yazar için bu çapta bir eser son derece iyi bir başarı. Belki biraz daha genç bir yaşta okusam daha fazla etkilenir ve yorumlarken daha süslü cümleler kurabilirdim. Yine de “bir kere daha okunabilecek bir kitap” olduğunu da söyleyebilirim.

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir