Saatleri Ayarlama Enstitüsü kitap eleştirisi

Uzun bir aradan sonra yeniden merhaba.

Küresel çapta hepimizi hırpalayan virüsten ben de nasibimi aldım ve test sonucum pozitif çıktığı için evde istirahat ediyorum. Dinlenme sırasında uzun süredir boş bıraktığım blog sitemi hatırladım ve yeni bir yazı yazma isteğim sonucu klavye başına geçtim.

Ağustos sonu itibari ile yeniden başladığım yürüyüşlerim neticesinde daha fazla kitap okumaya (veya dinlemeye demeliyim) fırsat bulduğum için hemhal olduğum kitaplar ile ilgili bir şeyler karalamak haliyle bana daha cazip geldi.

Kitabın Remzi Kitabevi tarafından yapılan ilk baskısı.

Elime beş yıl önce aldığım, girizgahını okuduktan sonra bir süre hiç yüzüne bakmadığım Ahmet Hamdi Tanpınar‘ın büyük klasiği Saatleri Ayarlama Enstitüsü kitabı yarısı fiziki okuma diğer yarısı yürüyüş esnasında Storytel dinlemesi şeklinde nihayet bitti.

Daha kitaba başlarken son derece ciddi, soğuk, bürokratik bir kurumun hikayesini dinleyecek olma hissinden olsa gerek ilk sayfalara katlanmak biraz güç gelebilir fakat okudukça ve küçük yan tipler olarak çıkıp birden hikayenin merkezine oturan kahramanların her biri birbirinden ilginç, cinnet geçirici seviyede sinir bozucu iken aniden komik ve sempatik oluverdiklerine şahit oldukça kitaba yapışıyorsunuz.

Romanın ana kahramanı Hayri İrdal hemen herkesin etrafında olabilecek, çocukluğu ve gençliği bir dizi talih ve talihsizliklerle örülü sıradan bir adam. Hayri İrdal’ın dibe vurduğu ve bir roman kahramanı olamayacak kadar sıradanlaştığı bir zamanda karşısına Halit Ayarcı çıkıp hikayesini yepyeni bir boyuta taşıyor.

Roman içindeki gündelik yaşayış ve alelade insanların hayatları da, cemiyetin önde gelen aydınlarının hayatı da çok büyük bir ustalıkla irdelenmiş, lime lime edilmiş, sıradan insanların hırsları da önde gelen takımın cilalı hayatları da ustalıkla ve neredeyse hiç olumsuz bir tanım kullanılmadan paçavraya çevrilmiş. Tanpınar, birkaç işgüzara hiç olmayan kahramanların arkasına sığınıp ünü bütün dünyayı dolaşan, uygulamaları halk tarafından önceleri ölesiye sevilen sonra yerin dibine batırılan son derece önemli görünüp ama esasen içi bomboş bir kurum kurdurmuş, daha da ilginci kitabın büyük bir kısmında okuyucuya da bu kurumu inandırıp sonlara doğru kafada şimşek oluşmasına çok güzel zemin hazırlamış.

Gerek ekşi sözlükte ve gerek sosyal medyada kitaptan bol bol alıntı bulmak mümkün olduğu için derinlemesine bir yoruma girişmeyeceğim fakat dönemi ve Tanpınar’ın yaşadığı zaman dilimi düşünülürse dönüşen toplumun, genç Cumhuriyet’in, Osmanlının son zamanlarının psikolojik ve sosyolojik bir izdüşümü kitapta rahatlıkla hissedilir.

Saatleri Ayarlama Enstitüsü
  • 7/10
    Hikaye - 7/10
  • 6/10
    Akıcılık - 6/10
  • 8/10
    Dil - 8/10
  • 8/10
    Kurgu - 8/10
7.3/10

Arka kapak

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın şiiri sembolist bir ifade üzerine kurulmuştur. Aynı anlatım tarzı romanlarına da zaman zaman sirayet eder. Ancak muhteva açısından metafizik eğilimleri ile estetik endişelerini şiire ayırdığı halde, sosyal temalar için nesri seçmiştir. Romanları, zengin hayat hikayesinden taşarak Türkiye meselelerine kendine has yorumlar getirir.

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir