Sabahattin Ali İçimizdeki Şeytan kitap eleştirisi

Sabahattin Ali eserleri ile çok geç tanışmış biri olarak daha önce burada Kuyucaklı Yusuf ve sonrasında da Kürk Mantolu Madonna kitapları hakkındaki yorumlarımı paylaşmıştım. Sabahattin Ali’nin okuduğum üçüncü kitabı olan İçimizdeki Şeytan ile ilgili izlenimlerimi de paylaşmak isterim.

Kitaba başlarken enfes Sabahattin Ali üslubunu hemen fark ediyorsunuz ancak Kuyucaklı Yusuf kitabında sıkıldığım uzun betimlemelerin bir benzerine bu kitap da bir de uzun uzadıya monologlar da eşlik ediyor. Monolog diyorum zira başta ana kahraman Ömer olmak üzere bir diğer ön karakter olan Bedri’de meramını anlatırken susmak bilmiyor ve sayfalarca süren bir tirat sunuyor ve muhatabı neredeyse hiç karşılık vermiyor. Edebi açıdan çok ince işlenmiş konuşmalar olsa da şahsen ben “birazdan o büyük patlama başlayacak” beklentisi olmasa tamamını okumaya katlanamazdım.

Romanın adı “İçimizdeki Şeytan” olsa da daha çok Aytmatov’un “Selvi Boylum Al Yazmalım” eserini hatırlatan imgeler, ilişkiler ve bir sonuca şahitlik ediyoruz. Sadece çok seven ama sevgisi için zerre kadar değişme istidadı taşımayan romanın ana kahramanı ise benim ne sevgimi ne de merhametimi celp etmedi.

Yine de fakir ve sıradan bir kişi olan kahramanın etrafındaki insanların yaşayış tarzı, ideolojik rengi belli edilmiyor olsa da mücadele şekli, riyakâr tutumları bize bir dönem aydınına yönelik eleştirilerde yeni bir pencere açma şansı da veriyor. Okuduklarımız bu sefer daha çok orta sınıf üdebası ve üniversite de görevli hoca takımının çirkin yüzlerine şahitlik etmemizi sağlıyor.

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir